5 Ocak 2011 Çarşamba

o kadar güzelbir yazıki paylaşmadan edemedim.

ANA RENKLER bloğundaki arkadaş yazmış ama o kadar çok beğendimki bende paylaşmak istedim.şuanki duygularımı o kadar güzel ifade etmişki.tekrar teşekkürler ellerine sağlık ve blogları çok güzel mutlaka ziyaret edilmeli....
Çalışmayan (!) bi anneyim ben..


Peki nedir,nasıldır çalışmayan bi anne olmak?


Zannedildiği kadar kolay mıdır?


“Sizin işiniz kolay,sürekli evdesiniz” cümlesini sık sık işitmeyi hak edecek kadar mı kolaydır?


Fedakarlık sadece yavrusunu bırakmak zorunda kalıp çalışmakta mıdır?


Ya da çok mu zordur? Çok mu sıkıcı?


Kendinden,kariyerinden,sosyal hayatından vazgeçmiş bi anne etiketi,çalışmayan anneler için biçilmiş kaftan mıdır?


Sorular çok,cevaplar çoğu zaman net ama her anne için farklı belki de..


Bana göre..


Çalışmayan anne olmak;


 24 saat yavrusuyla bi arada olmaktır.


Gece uyuyup-uyanma seansları sonrası,sabah sinir harbinden çıkmış  gibi yataktan kalkmak ve sonra da olay mahallinden uzaklaşıp sakinleşme,rahatlama  seçeneği olmadan,tüm sakinliği ve sevgisiyle kaldığı yerden devam etmek zorunda olmaktır.Tüm gün mesaidir kimi zaman.


Kuzusunu bir yere bırakmak,gönüllü ya da gönülsüz ondan ayrılmak zorunda olmamaktır.


Evladına her istediğinde sarılmak,onu kucaklamak,doyasıya öpmek,koklamaktır.


Evde olduğu için, uyku saati dışında 1 sn. bile olsa ondan ayrılmak istemeyen bir çocukla, her işe yetişmek zorunda olmaktır. Yemek yapmalı,evi her zaman temiz olmalı,ne de olsa evde olduğu için çat kapı gelebilecek misafirlere her zaman hazırlıklı olmalıdır çalışmayan anne. Tüm bunların içinde becerebiliyorsa lavaboya gidebilmelidir. Ama asıl maharet bunu bile “çocuğum ağlayacak arkamdan” diye stres olmadan yapabilmektedir.Uyku saatinde banyo yapmak isteyip,telsizi almadan banyoya gidememek ve telsizden gelen bir sesle yarı sabunlu banyodan fırlamaktır.


Kışları, eğer ki gündüzleri kullanabileceğiniz bi araba yoksa, sürekli ama sürekli evde olmaktır.  Eğer ki aileden ayrı bir şehirde yaşanıyorsa, anne-çocuk birbirine arkadaş olmaktır,yalnızlıkları paylaşmaktır.


İlk senelerde bakımsızlığı tavan yapmış bir eş olmaktır. Böyle olmaktan nefret edip, pijama çıkarıldığında kendini şanslı saymaktır. Bu halinden nefret edip,şartları sonuna kadar zorlamak, türlü şaklabanlıklarla çocuğu oyalayıp kendine çeki düzen vermeye çalışmaktır.


Baharla birlikte sürekli dışarı olmaktır.El ele gezmektir,dolaşmaktır,keşfetmektir.Büyüdükçe kendine arkadaş olmaya başlayan o minik insana bakmaya doyamamak,hızla büyüyüşüne inanamamaktır. Yarın değişik ne yapsak,nereye gitsek diye bi sonraki günün planını yapmaktır heyecanla. Alışverişi beraber yapmak,eve gelip beraber yerleştirmek,her şeyden olduğu gibi bundan da bir oyun türetebilmektir.


Hasta olduğunda başucunda olabilmektir.Şimdi nasıldır,ne yapıyordur diye merak içinde olmamaktır.


Kendinle olabilmek için biraz büyümesi gerektiğini bilmektir. Aklına eseni,canının çektiğini yapamamaktır. Biraz internette gezinmek,maillerine bakmak ya da biraz kafa dağıtıcı birkaç hobi ile uğraşmak için öğle uykusunun uzaması için dua etmektir.


Tüm gün göreve hazır bi oyun arkadaşı olmaktır. Miniğiyle doyasıya oynamak,eğlenmek,bir çok oyunu beraber keşfetmektir. Yeniliklere “Aaaa” diye beraber şaşırmaktır. Söylediği her yeni kelimede, keşfettiği  her yeni mimikte,başardığı her adımda,her ilk’inde onun yanında olmak,büyümesinin her anına şahit olmaktır.


İş çalışmak ya da çalışmamakta değil,anne olmaktadır. Zorluklara kafayı takmayıp, anne olmanın keyfini çıkarmaya çalışmaktır..


 Not:  Bu yazıyı hazırlarken aslında çok tereddüt ettim. Amacım kesinlikle çalışan anne- çalışmayan anne kıyaslaması yapmak değil. Sadece kendi çerçevemden bir bakış. Bu böyle biline :)

1 yorum: